bloga tekrar donus yapiyorum. bu sure icinde arka arkaya o kadar cok seyahat oldu ki blogum oldugunu unutmusum. hatta sifresini unutmusum sagolasin wordpress tekrar gonderdi e-mail’ime. yazcak cok sey birikti ama zaman asimina ugradi, unuttum zaten cogunu da. bundan sora sicagi sicagina giris yapcam bloga… sozum soz..
İktisatçılara göre bir mesleğin değerini (ben karizmatikliğini diyorum) farklı faktörler etkiliyor (işin pozitif dışsallığı, toplumdaki algı, işin riski, sosyolojik bilmemne falan falan) her bir değişkeni (Y, I, C, G) toplayıp çarpıp türevini alıp hesap kitap yapıp böldüğümüzde mesleğin karizmatikliği ve buna bağlı olarak da ekonomik değeri (ß) ortaya çıkıyor. (Mesela doktorluğun karizmatiklik değeri 9.2) o meslekten piyasada çok varsa değerine karşılık gelen fiyatlar düşüyor (arz-talep kesişiyo işte biyerlerde).
Tabi iktisatçılar bu hesaplamanın daha kolay bir yolunu da bulmuşlar. 2 arkadaş bulup, yeni sevgilinizin karizmatikliği ölçülecek mesleğin bir erbabı olduğunu söylüyosunuz, gelen tepkileri not aldığınızda işin karizmatikliği ortaya çıkıyor.
- Yeni sevgilim X üniversitesinde profesör
- Oha
- Yeni sevgilim Y havayolunda hostes
- Ooooooooooo00
- Yeni sevgilim Z otobüs şirketinde muavin
- ?!?!?!
İşte ben bu hosteslik olayını bi türlü çözemedim. Hosteslerin triplerine bakıyorm, dünyanın en önemli işini yapan uçaktaki rockstarlar gibi tavırlar var. OK, uçuş güvenliğini sağlamak bilmem ne asıl görevi ama gördüğüm kadarıyla yapılan iş çay kahve, ot çöp salata sandviç yolcunun kusmuğu falan. Geçmişte belki bu kadar uçuş olmadığı zamanlar hosteslik değerli karizmatik bir iş olabilirmiş ama şimdi otobüs muavinliği ile hosteslik arasındaki fark birinin havada olması gibi geliyo.
ABD’de ilk tarifeli uçuşlar başladığında güvenlik ve insanların temkinli olmasından dolayı falan özellikle seksi hostesler seçiliyormuş ki ancak o şekilde yolcuları uçmaya ikna edebiliyorlarmış. Bir nevi promosyon olarak başlamış iş. THY’nin 2-3 uçağı olduğu zamanlar hostesler güzellik-bilgi yarışması modunda seçilirmiş, hatta hostes olmaya hak kazananlar boy boy gazetede falan yayınlanırmış. O zamanlar anlarım hostesliği de şimdi İzmir – Adana uçağının otobüsten farkı yok ki artık. Bundan dolayı atık hostesliğin karizmatikliğinin bittiğine karar verdim.
Not: 1 hostesleri severim o ayrı, mesleki açıdan değerlendirdim.. nası bi eğitim veriyorlarsa bazıları uçağa girerken kapıda öle bi gülümseyip hoşgeldiniz diyorlar ki, ben öle karşılayan bi sevgiliye denk gelmedim)
Açıklama Notu:2 Bu yazıda eşcinsel grupların tepkisini çekecek herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Bu yazıya tepki gönderebilecek gruplar: Hostesler, İktisatçılar, Kadın Aktivistleri/Feministler
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Leave a Comment »
İran Tebriz’de akşam dolaşırken sokaklardaki dükkanların tümünde kırmızı florasan aydınlatmaları görünce bir an sokaklar Amsterdam Red Light District’i anımsattı. Tabi benzerlik sadece philips kırmızı lambalar.. Kırmızı florasanın o mekanda seks oldugu anlamına geldiği Red Light District’te turistler çocuklarının elinden tutup bölgeyi müze dolaşır gibi gezerken Tebriz’de fuhuşun cezası recm.

gezelim gorelim kategorisinde yayınlandı | Etiketler amsterdam, fuhuş, kırmızı florasan, recm, red light district, tebriz | Leave a Comment »
Hopa – Sarp Sınır Kapısı (Sarpi Köyü) Batumi arası yaklaşık 15 kilometre. kapı ile batum arasında maşrutkaların (bildiğin dolmuş) 18.00′a kadar çalıştığını bildiğim için Hopa’da daha fazla oyalanmadan 17.00 gibi Sarp Kapısı’ndan girdim. Türk polisini selamlayıp 10 metre yürüdükten sora Gürcistan polisine de selam çaktım ve hızlı bi şekilde sınırı geçtim. Ancak ortada maşrutka falan yoktur, çünkü 10 metre yürüyerek farkında olmadan 2 saatlik zaman dilimini de geçmişimdir.

Uçağa binip belli bir mesafe katedip, uçakta saatleri yerel saate göre ayarlamaya ve adapte olmaya alışkınım da, 10 metre yürüyerek 2 saatlik zaman dilimini aşmak garip geldi. Hergün birbirlerinin suratına bakan sınır görevlilerinin bi tarafta mesaisi yeni biterken diğer taraftakiler çoktan akşam yemeği faslını bitirmiş eğlenme faslına geçmiş oluyor.
(Maşrutka olmadığı için bir an içimdeki otostop aşkı tekrar depreşse de, sınır geçerek zaman farkıyla birlikte kur farkını da yaşamış olduğumu farketmem ve mercedes taksilerin taksim-ortaköy ücreti karşılığı beni Batumi’ye götürme teklifleri içimdeki otostopçuluğu anında söndürdü. Hani bu işin felsefesi vardı, amaç para değil bilmem neydi, iki para kazanınca rahat düşkünü olmuşum, utandım kendimden)
Gürcistan – Türkiye saat farkı meridyenler zaman dilimleri falan düşününce bi mantığa oturuyor da Ermenistan – İran saat farkı nası yarım saat olur, yarım saat nerden nası gelir.. neyse şaşırmıyorum bişeye artık, herşey olabilir.
(levhaya ters türk bayrağı basmayı kapının karadeniz’de olmasına bağlıyorum, başka biyerde görmedim)
gezelim gorelim kategorisinde yayınlandı | Etiketler Batum, Batumi, Hopa, Kara Hudut, Sarp, Sarpi, Sınır Kapısı | Leave a Comment »
Ben bugün bunu öğrendim:
Travesti, transvestiden geliyor. Transvesti’deki vesti de vestiyerden geliyor ve kıyafet anlamına geliyo. Trans vesti de kıyafet değiştiren anlamında (crossdresser) karşı cinsin kıyafetlerini giyen ve onlar gibi davranan kişi oluyor. Bu bağlamda bireylerin anatomik kimlikleriyle uyuşmayan bir cinsel kimlik içinde olmaları durumu olan trans-seksüellerle karıştırılmaması gerekiyor. Travestiler, bildiğin heteroseksüel parafili.. Transeksüellerse pipisi olan kadın gibi bişi..
Toplumda Gay ve lezbiyenler kendilerine ayrımcılık yapıldığını savunurken aslında kendi aralarında transeksüellere karşı da ciddi bir ayrımcılık yapıyorlar. Geçmişte kadın erkek dışında 3. bir cinsiyet savunulurken, şimdi eşcinseller, 2 cinsiyet olduğunu, ama erkek olup erkekten hoşlanılabileceğini falan savunuyorlar. transeksüellerse bu ayrımda herhangi bi yere yerleştirilemiyor. transeksüellere ucube gibi bakılırken dini muhterem kesimlerse gay ve lezbiyenlere şiddetle karşı çıkarken, doğuştan yanlış doğmuş transeksüellere allahın kulu, doğuştan engelli doğmuş diyerek merhametle ve acıyarak bakıyorlar. Modern tıp ise kafası karışmış durumda..
Bu bilgi kime yarıcaksa artık..
lüzumsuz bilgiler kategorisinde yayınlandı | Etiketler eşcinsel, gay, lezbiyen, transeksüel, transvesti, travesti | 1 Yorum »
farkettim ki benim için önemli olan bi noktaya varmak değil seyahat etmek. Yani benim için B noktasının neresi olduğunun bir önemi yok, önemli olan A noktasından B noktasına doğru gitmek… herhangi bir değişiklik keyif veriyor bana, başka biyere gideyim biraz takılayım döneyim yeterli, döndüğümde daha mutlu oluyorum.. keyifle İstanbul’dan trene atlayıp 3 günde Tahran’a gidip biraz etrafa bakınıp tahran’ın hangi yemegi meshursa tadına bakıp tebriz üzerinden geri dönebilirim..
(bu yazıya vaktim olunca eskilerden bi yol fotoğrafı ayarlıcam, sindi yoldayım)
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler istanbul, otobüs, seyahat, uçak, yol | Leave a Comment »
hadi geçmiş yüzyıllarda anlarım, yapcak bişi yok biri şiir okuyo diğerleri dinliyodur da, bunu günümüzde bi ton sanatsal aktivite atraksiyon eğlence varken sürdürmeye ne gerek var ya, böle etkinlik mi olur.. adamın biri şiir okuyor, bizler de oturup dinliyoruz. bi kere şiiri çözebilmiş değilim en başta ama çok istersem açarım kitabı okurum. sen niye okuyosun karşımda.. güzel de deil, hoş da görünmüyor. şiiri git sevgiline oku niye bana okuyosun topluluk içinde..
ister sanat düşmanı diyin, ister kültürsüz cahil duygusuz diyin ama şiir dinletisinden hiç hazzetmiyorum, seveni de sevmiyorum, adamın birinin okuduğu şiirden etkilenip alkışlayan duygulanan adamdan uzak dururum, ağlayanından nefret ederim. şiir dinletileri yasaklanmalıdır.
not: nazım hikmet ayrı.
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler peh, şiir dinletisi | 4 Yorum »
İktisatçılar kişilerin mutluluklarını ölçmek için ‘utility bundle’ eğrileri kullanırlar. Buna göre 10 hamburgeri olan birinin elde ettiği fayda 5 hamburger 5 kolası olana göre daha düşük bir eğride yer alır. (kuru kuru napcaksın o kadar hamburgeri) Bunu hesaplarken de marjinal fayda diye bişi kullanırlar (faydanın türevi) ki bu da bir sonraki ürünün/hizmetin neyse kişiye sağlayacağı faydadır. 1 hamburgeri olan biri için 2. hamburgerin marjinal faydası yüksekken, 10 hamburgeri olan biri için 11. hamburgere sahip olmanın marjinal faydası düşüktür. buna göre ticaret falan olur zaten. 100 hamburgeri olan adam tek bi kola için 20 hamburgerini gözden çıkarabilir falan falan…
Bugün pamukkale’de dinamit tepesinden 4 defa uçtum. havada termik de olmadığı için uçmak dediğim tepeden havalanmak ve 6-7 dakka dolanıp aşağıda biyerlere inmek. 4 defa uçmak pek akıllıca bişi diil normalde, 5-6 dakka için yarım saat hazırlık, malzeme düzenle giyin kuşan, bozuk yoldan kamyonetle tepeye çık havalan, tekrar malzemeyi kanatı topla hazırlan tekrar yukarı çık falan.. ama farkettim ki zamanım olsa ben 5. defa da çıkacam tepeye. Yani marjinal faydası hala çok fazla, mutluluk veriyo. Bu da ister istemez başka türlü düşünmeme yol açtı..
Yapılan bi araştırmada seks mutluluk vermede üst sıralarda yer alsa da en üst sıralarda olmadığı ortaya çıkmış. Kadınlardan en sevdiği çikolatayı yemenin vereceği mutluluğu seksin üstüne koyanlar olmuş. İktisatçılar kişilerin utility bundle’larını çıkarırken 5 seks mi yoksa 4 seks 1 en sevdiğin futbol maçı mı diye sorsalar 2. seçeneğin sağlayacağı fayda daha fazla olacak kuşkusuz. (Cinsel güç böbürlenmesi fazla olanlar için bu önermeyi 12 seks mi yoksa 11 seks 2 futbol maçı olarak değiştirebilirim)
Bunları niye anlattım, 2 saattir uçmanın orgazm gibi bişi olduğunu anlatmaya çalışıyorm ama bi türlü toplayamadım. en güzel orgazmı 10 ile çarp al sana uçmak… (esinlenme: trainspotting) aşağıda ispatlıyorum:
- Şimdi normal biri normal şartlar altında seks için pazar günü sabah 8′de kalkıp kilometrelerce yol yapmaz , uçmak içinse atlayıp ölüdeniz’e gidebiliyosun. 5 dakkalık keyif için yarım saat hazırlık yapıyosun, uçuyosun sora bi daha hazırlık bi daha uçuyosun, yetmiyor tekrar… sürekli uçmak istiyorum bütün gün. (uyarı: bu cümleden seksin 5 dk. olduğu anlamı çıkarılmamalıdır)
- ilk seksi çoğu kişi hatırlayamaz bile ama ilk uçuş önemlidir. herkes paylaşır anlatır ayakların ilk yerden kesilme anı unutulmaz. (ilk uçuşumdan 2 gün önce heycandan uyumamaya başladım, uçacağım aklıma geldikçe titriyodum falan şeklinde söylemler duyulabilir)
- iyi seks kötü seks vardır, kötüsü hiç çekilmez. Uçmanın kötüsü ise yine de uçmaktır, keyifli olmasa bile öğreticidir, her sorti deneyim kazandırır, indiğinde yine suratta engellenemez bi sırıtma ve mutluluk vardır.
-sekste çok marjinalleşmeye gidilmediği sürece ciddi kazalar ve ölümle sonuçlanacak bir risk bulunmamakta, yani adrenalin oranları çok farklı.
- uçmak grup sporudur, kalabalık olduğu zaman daha keyiflidir, kalabalık yapılmasında hiçbir mahsur sakınca bulunmamakta.
sonuç olarak uçmak wins…
Açıklama Notu: bu yazı, seks ve uçmanın marjinal faydalarını karşılaştırmak amacıyla hazırlanmış akademik bir yazıdır. Bilimadamları araştırınca bilim oluyo ben yazınca edepsizlik olmasın.
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler marjinal fayda, pamukkale, seks, uçmak, utility, yamaç paraşütü | Leave a Comment »
son seyahatimde ekolojik domuz çiftliklerini gezdim. domuzlar burda baya el bebek gül bebek yetiştiriyolar, afedersiniz dışkılarına kadar yedikleri herşey organik, beslenmesinden kesilmesine herşey AB organik standartlarına göre. Tarım Bakanlığı’ndan bizdeki organik tarım mevzuatına baktım, tamamen AB standartlarıyla uyumlu, 30 kiloya kadar 40 günlük bi yavru domuz için çitlikte 0,6 metrekare kapalı alan 0,4 metrekare açık alan ayrılması gerekiyormuş.
bildiğim kadarıyla domuzun yasak olmasının nedeni pis bi hayvan olması, zamanın şartlarında iyi bakılmayan ve kötü çiflik ortamlarında yetişen domuzların kaslarında bulunan zararlı trişinozis kurdunun insanlar için zararlı olması vs. vs. araştırdım, kitapta 9 hayvanın yenilmem
esiyle ilgili kesin kurallar var. ancak zararlı hallerinin bertaraf edildikten sonra yenilenebileceğine ilişkin bi ifade de var. şindi hijyenik ortamlarda anne sevgisiyle büyümüş organik domuzlar sanki daha bi yenilebilirmiş gibi geldi bana. alimlerden yanıt bekliyorum.
Not: tabiki işim olmaz domuz etiyle, çünkü almış olduğum sıkı din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden biliyorm ki domuzlar doğada eşlerini kıskanmayan hayvanlar oldukları için domuz eti yememiz durumunda bu özellik bizlere de geçer ve bizler de eşlerimizi kıskanmayız… hatta avrupa’da amarika’da eş değiştirme partileri sapkınlıklar senin karın benim karım vs. hep domuz eti yedikleri için oluyormuş.
başka not: bir başka yerde de domuzların ortalama orgazm süresinin 30 dakka olduğnu okudum. domuz eti yersek bu özellik de mi geçiyor??
gezelim gorelim kategorisinde yayınlandı | Etiketler avrupa birliği, domuz, ekolojik, organik, standart | 1 Yorum »
sana verdiğim tüm faturalar kontörler haram olsun, şerefsiz şirket.. seni de sildim hayatımdan. Sen ki yurtdışına çıkmama bi saat dakka kala faturamı gecikmeli ödediğim için roaming hizmetinden faydalanamama şeklinde bi ceza veren, telefonumun yurtdışında çok önemli randevularda kullanılacağını ve bu ne biçim bi uygulamadır mağdur ediyosunuz müşteriyim ben dediğim zaman sallamayan, dilekçeyle şikayet edip yazılı imzalı tutanak istediğim zamansa mide bulandırcak bi sinek olduğumu farkedip bana beleş hazırkart hattı vererek aklı sıra rüşvetle kandıracağını zanneden şerefsiz bi şirketsin. Bundan soraki amacım seni heryerde yıpratmak olacak. Yanlış kişiye çattın, öncelikle sana şu ana kadar ne kadar fatura ödediğmi hesaplıcam, verdiğim paranın 3 katı kadar zarara sokmazsam seni, işi gücü bırakcam karalama kampanyası yapcam, insanları aleyhinde örgütlücem, tüketici derneklerini üstüne salcam. o çocuk sömürüsü antenli çocuklarını da tavuğunu da recep ivedik’ini de al gözüme bi daha görünme. Türkceeelll, ceo’nu evime özür dilemeye göndermediğin sürece, seni bitirmezsem…halkla ilişkler şirketn milyon dolar harcasa, yapmadığn sosyal sorumluluk çalışması kalmasa bu blog’da hakkında yazılanları düzeltemez..
beleş bi hazırkartım oldu, 100 kontör de varmış içinde. Şerefsizler… kampüssel’e geçersem bilmem ne avantajım olcakmış, gerizekalı senden sadece yurtdışında telefonumu kullanmak istiyorum onu beceremiyosun. Uçağın kalkmasına 20 dakka kala bu yazıyı yazdırdın ya, adi şirket…
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler adi, roaming, turkcell, şerefsiz | 3 Yorum »
kendime yeni fobi buldum. (güzel kadın fobisi caligynephobia’nın daha çok gay’lere özgü bi fobi oldugunu öğrendim) bi de bunlar güzel kadın görünce çığlık atıp kaçmak yerine; terlemek, hızlı kalp çarpması, soluk kesilmesi, titreme gibi semptomlar gösteriyomuş, bana göre deil..
hexakosioihexekontahexaphobia (abnormal fear of number 666), BBC’nin 2006 yılında yayınladığı ‘geçen yıl bilmediğimiz 100 yeni şey’ listesinde 64. sırada yer alıyor. -phobia sözlüğüne baktım gerçekten literatüre geçmiş böyle bir fobi var. garibim bu adamlar da 666 sayısı ile ilgili herşeyden fobi derecesinde korkuyorlarmış. hayatlarında bi yerlerde 666 sayısı çıktığı zaman bunu farklı anlamlara yorup çığlık atıp kaçıyorlarmış. (yani ben öyle tahmin ediyorum) hayat bunlar için de zor olmalı. fobi en çok 2006′da hazirana doğru doğum yapacak dini bütün hristiyan kadınlarda çıkmış. 6 haziran’da doğan çocukların (6.6.06) şeytanın evladı olcağnı düsündükleri için bu fobiye yakalanıp 6 haziran’da doğurmamak için sürekli ıkınmışlar. telaffuz edebilmem durumunda yeni fobim budur.
yeni özdeyişlerim:
“kadınlar çiçektir.”
“tek bir 6′nın toplumda yarattığı tahribat bilinirken, 3 tanesinin yanyana geldiğini düşündükçe uykularım kaçıyor.”
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler 6, 666, altı, fobi, hexakosioihexekontahexaphobia | 2 Yorum »

şu dünyada herkesin bi fobisi var, kimi karanlıktan, kimi yüksekten, kapalı alandan, ottan böcekten korkuyor benm niye hiç bi fobim yok arayışı içinde sonunda kendime güzel bi fobi buldum…
caligynephobia, kadın fobisi olarak bilinen gynophobia‘dan (horror feminae) farklı olarak güzel kadın fobisi olarak tanımlanıyormuş. (Bir diğer ifadesi de venustraphopia) Bu fobiye sahip olanlar normal kadınlarla sorunsuz iyi geçinirlerken, güzel kadınlardan feci şekilde korkuyormuş. sorunlu ve aptal insanlar diyarı amerika’da bu fobiden kurtulmak için amerikalılar özel seanslara deli gibi para veriyorlarmış. öyle illet bi fobiymiş ki tüm iş yaşamını, sosyal ortamı etkiliyormuş.
demem o dur ki, sizi gördüğümde çığlık atarak kaçıyorsam endişelenmeyin, hatta güzel olduğunuz tescil edilmiştir mutlu olun sevinin…
Vecize: “kadının güzelinden korkacaksın.” (Altı, 2008)
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler caligynephobia, fobi, kadın, venustraphobia, yeşil göz | 5 Yorum »
alka seltzer seni seviyorum. şindi mesela diyelim ki (farzediyorum) kafam fazla güzel, saat 4′ü geçmiş, ben napıyorm çok sarhoş olsam da bir bardak suya 2 alka seltzer atacam ve sabah hiçbişi olmamış gibi dinç enerjik uyanıp işe gidecem. aspirin gibi bişi olan bu ilaç dünyanın en önemli icatlarından biri, hayat kurtarıcı, sarhoşların ve oburların dostu, başağrılarının geceden kalmaların mide bulantılarının sabah sendromlarının düşmanı.. seninle geç tanışmış olsam da seni cok seviyorum alka seltzer iyiki varsın iyiki hayatımdasın…
tek yapılması gereken sarhoş da olunsa yatmadan önce içmeyi hatırlamak, bu kadar basit… Aslında bu kadar basit değil çok zor aq. (sabah kalkıp içince de geç de olsa işe yarıyor ama gece içilmesi en güzeli) önerim gece dışarı çıkmadan önce alka seltzeri ve suyu yatağın kenarına hazırlamak ve geceyi kendi evinde ve yatağında sonlandırabilmek…
Not: çok sarhoşken ilacı suda eritmek yerine yutmaya da çalışmayın, zor oluyor.
bence alka seltzer mekanlarda son içkilerin yanında verilmeli. bar tuvaletlerinde kondom otomatlarının yanında alkaseltzer makineleri olmalı, işportacılar bardakta alka seltzer satmalı, çorbacıların yanında sabahçı alkaseltzercileri olmalı… alka, bugün senin için içtim…
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler alka seltzer, içki, sarhoş | 3 Yorum »
dünyada bunun gerçeğinin (böyle doğmuş, doğal hayatta) yaşadığı bi tür var. bembeyaz ten, simsiyah saç ve yeşil göz… gezmediğim dolaşmadığım ülke kalmadı, arayışım hala devam ediyor. en son macar kızları böle dediler baktım ama budapeşte yalanın daniskası çıktı. En fazla rusya’da st. petersburg’ta yaklaştım. yolda, mcdonalds’da, bilet gişesinde, pasaport kontrolünde (abla polisti bi de üniformalı çok fena) falan bunlarla karşılaştım. Rusya’nın kuzeylerinden bi köyden çıktıklarını düşünüyorum. İnsaniyet namına bu tür hangi ülkenin hangi bölgesinde yetişiyor kazasının adı nedir nolur söleyin. böle bi ırk olabilr mi yaaa…
moskova bileti satan gişedeki kıza sormaya çalıştım rusya’nın neresinden sizin köy hep böyle mi oralar diye ama rusçam yeterli olmadı. hatta mosova’ya yataklı bilet almaya bile yeterli olmadı. abim ingilizce bilen birine gidelim dediyse de rusça bildiğimi ispatlamak ve artislik yapmak için bana bırak hallediyorum ben dedim ve muhteşem sözlüğümle şu cümleyi yazıp hatuna verdim:
- Я хочу коика (ben kuşetli istiyorum)
hatun okuyup baktı ve kahkaha attı. bi an sevindim, bu beyaz tenli, siyah saçlı yeşil gözlü tür aynı zamanda sempatikmiş diye. hatun bana yatak mı diye sordu, da da krovat dva dedim. gülümseyerek bileti verdi.
Sonradan rus bi arkadaşıma yazdığım cümleyi gösterdim, hatuna “seni yatağa atmak istiyorum” yazmışım :)) ah diyoruz… hangi milletlerin karışımıdır, neyin nesidir bulun bana bu ırkı yaa, doğal ortamlarından koparmadan kabilelerinin yanına yerleşecem…
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler beyaz ten, brunette, moskova, rusya, siyah saç, st. petersburg, yeşil göz | 6 Yorum »
Slovakya’da ben bunların yerel çorbası neyse onu istiyorum, işkembeden ne kadar daha kötü görünebilir ki derseniz, oturur kahvaltınızı paşa paşa bu çorba ile yaparsınız. Hayvan bilmemne parçalarını kulağını gözünü anladım da bre adam çorbanın içine niye sahanda yumurta kırarsın… (Bütün çorbayı yedim kalanını da ekmekle sıyırdım)
gezelim gorelim kategorisinde yayınlandı | Etiketler çorba, bratislava, slovakya | 5 Yorum »
Ankara’dan yorgun ve uykusuz (72 saat) bi şekilde Denizli otobüsüne binilir. Sabah denizli’de oluncak eve gidip bütün gün uyuncaktır. Gece uykunun en güzel yeridir, birisi dürter. Rahatsız etme uyumak istiyorm dicek olursun ama baktığında genç bir muavindir, geldik abi der. Otobüste olduğunu fark edersin, bozuntuya vermeden sırt çantanı alıp inersin. Önce saate bakarsın sabaha karşı 4’tür. Etrafa bakarsın, tanımadığın biyerdir, pembe pembe dükkanlarda envai çeşit gül ürünleri satılmaktadır. İndiğin otobüsün üzerinde Isparta petrol turizm yazmaktadır, Niye ben ısparta’dayım ki ne alaka ankara denizli diye bir an düşünürsün, amaçsız bi şekilde sakince dükkanın birine girer gördüğün gül sabunlarından alırsın, bu sırada yan perona başka bir otobüs yanaşır, üzerinde İzmir yazıyordur, otobüse atlar yarım kalan uykuya devam edersin. Yol üstünde Denizli’de iner taksiye atlar evdeki huzurlu yatağa kavuşursun. Öğleden sonra evde uyandığında gece rüyanda bir an ısparta’ya gittiğini düşünürsün. Ne alaka falan diye düşünürken pembe bi torba içinde gül sabunlarını görür ve hayatınla ilgili kuşku duymaya başlarsın. bundan ne anlıyoruz, uyumak önemlidir, uykusuzluk kötüdür, uyuyunuz…
Elin oğlu uykusuzluğunda uçakla dünyayı dolaşır, fayt klap kurar, sabundan bomba yapar, sen anca otobüsle Isparta afyon eder elinde gül sabunuyla dönersin.
gül sabunu da çakma bişeymiş gülsuyu gibi kokuyo…
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler afyon, denizli, fight club, otobüs, ısparta | 1 Yorum »
uçmak apayrı bişi (bunla ilgili yazı yazılcak) ama uçma sorası sendromu vardır ki bambaşkadır. 5 dakika önce gökyüzünde süper özgürce takılıp, rüzgarda serin serin manzaralı endorfin adrenalin ne varsa salgıladıktan sonra bitmiş tükenmiş bi şekilde (orgazm sorası) karaya iniş yaparsın. İnmek istediğin yere inemediğin için dağ başında alakasız bi tarlaya inersin. Ters rüzgarla indiğin için aslında inmemiş düşmüşsündür. tepetaklak yuvarlanıp dikenlerle haşır neşir olduktan sonra pamukkale’nin lanet sıcağında vıcık vıcık terlemeye başlarsın. Bu sırada güneş tam tepede saat 12:15, sıcaklık 30 küsur derecedir. Telsizle koordinatları vermek istersin ama pilin bittiği için iletişime geçemezsin. Tabiki paraşütün ipleri dikenlere takılmıştır, sıcakta onları tek tek temizledikten sonra güneşin bağrında 15 dakka boyunca paraşütü katlarsın. sonra en yakın yola kadar engebeli tarlada uçuş botlarıyla sırtında kask, harness paraşüt bilmem kaç kilo yükle yürümek zorundasındır. Hala eğitim alan öğrenci olduğun için yaz kış dizlik ve eldivenlerin de vardır ve uzun kollu giymişsindir tabi. Tulum içinde terden boxer’ın kıçına yapıştığını hissederek en yakın gördüğün yola kadar 20 dk. boyunca yürürsün. kafa hala uçmaya devam ettiği için aptalsındır, susamışsındır sıcaktan için geçmiş bi şekilde yola kadar yaklaşırsın ki, yol ile aranda tel örgü olduğunu farkedersin. Yanlış yürünmüştür, azimle tel örgünün sonuna kadar yürümeye devam edersin, ve sonunda yol kenarında bi ağaç gölgesi bulur kendini atar ve kendinden geçersin. Belli bi süre sora uçuş kamyoneti gelir seni alır ve tekrar tepeye çıkarır, sen de heycanla tekrar uçarsın. uçmak böle bişi…
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler adrenalin, pamukkale, paragliding, yamaç paraşütü | Leave a Comment »
bu albüm daha sonra çok konuşulacak!!! (Ben de zamanında ben blogumda yazmıştım dicem) hiç tereddüt etmeden 2008 yılının en başarılı albümü olmuş diyebilirim. Ama 2008 Türkiye’si için biraz yeni ve farklı olmuş olabilir, sanırım birkaç senesi daha var, bu adamlar bu paslanmış kulaklara uygun bir ses değil henüz… Albümde en çok etkileyen parçalardan birisi “Güz Bulutları”. Şarkı zaten çok etkileyiciydi, şarkının hikayesini ve olayı okudukça daha bi etkileyici oldu. Piyasanın kurallarına göre hareket etmeyen bişiler dinlemek istiyorsanız kırkaltı‘yı deneyin…
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler 46, kırkaltı | 1 Yorum »
Zeppelinfield – Nürnberg – Bavaria
fotoların tarihleri farklı :) biri 1938′de 2. Dünya Savaşı öncesi çekilmiş hitler’in güc gösterisi zamanı, digeri geçen hafta alamanya seyahatinden… birinde hitler kalabalığa sesleniyor, diğerinde ben boşluğa… Peki almanya seyahatinde gezecek yer olarak bula bula burayı mı buldun? sanırım gerçekten başka biyer bulamadım. (avrupa sucks) Ama afferin almanlara yıkmamışlar da korumamışlar da tepesindeki swastika bombalandığı gibi öylesine olduğu gibi bırakmışlar, “unutmuyoruz silip yıkıp atmıyoruz farkındayız ve utanıyoruz…” tabi rock festivali oluyo artık burlarda… alamanyadan bu kadar…
gezelim gorelim kategorisinde yayınlandı | Etiketler almanya, hitler, nurnberg, zeppelinfield | Leave a Comment »
anne tarafından aydın’ın bilmem ne ilçesinden özel limon fidesi getirtilir, saksıda günlerce güneş ışığı, su ve sevgi ile büyütülür ve sonunda 2 adet limon dünyaya gelir. limonlar yeterli olgunluğa erişir ve bir tekila gecesi hunharca tüketilir. (evde saksıda yetişmiş limonla tekila daha bi güzel oluyor, ya da 6. tekiladan sora herşey daha güzel oluyor)
bi de farkedildi ki tekila ile birlikte fotoğraflar flulaşmaya ve sanatsallaşmaya başlıyor…
bu arada meksikalı bi ark.ımdan öğrendim ki adam gibi tekila içiciler limon kullanmazmış kullananları da sevmezmiş. en kötü ihtimal turunç dedi. yok ben bişi olmadan içemem diyenlerse portakal ve tarçınla içermiş. tuz limon falan nerden çıktıysa… (inanmadım başka bi meksikalı tanıdığıma teyit ettirdim)
gundelik sacmalamalar kategorisinde yayınlandı | Etiketler limon, portakal, tarçın, tekila, turunç | Leave a Comment »





